Rollerin Gölgesinde Kalan Yuvalar: Cinsellik Yoksa Evlilik Değil, Evcilik Vardır
Toplumları ayakta tutan en temel kurum ailedir. Ancak bir toplum bilimci ve aile danışmanı olarak sahada gördüğüm en büyük trajedi, dışarıdan “örnek” görünen pek çok yuvanın içeride sessiz sedasız yıkılıyor olmasıdır. Toplumun konuşmaktan kaçındığı, halının altına süpürdüğü ama çiftlerin ruhunda derin yaralar açan o büyük tabu: Evlilikte cinsel ve romantik bağın kopması.
Birçok insan, imzalar atılıp çocuklar dünyaya geldikten sonra evliliğin sadece bir “sorumluluk ortaklığı” olduğunu varsayar. Oysa gerçeği haykırmanın vakti geldi: Bir evlilikte cinsellik yoksa, orada evlilik yoktur; sadece iyi organize edilmiş bir evcilik oyunu vardır.
Erkeğin Ruhsal ve Bedensel Çöküşü: Erotizm Lüks Değildir
Toplumsal öğretiler, erkeğin cinselliğini genellikle sadece mekanik ya da hayvasi bir dürtü gibi konumlandırma hatasına düşer. Bu, insan doğasını ve etnobotanik geçmişimizi hiçe sayan büyük bir yanılgıdır.
Bir erkek için erotizm, tali bir konu ya da canı sıkıldığında sığındığı bir eğlence değildir. Hayati bir ihtiyaçtır.
Erkek, sağlıklı bir cinsellik yaşayamadığında sadece bedensel bir mahrumiyet yaşamaz; asıl yıkım ruhunda gerçekleşir. Erkek cinselliği, onun eril enerjisini, özgüvenini, hayata tutunma motivasyonunu ve partnerine olan aidiyetini besler. Cinselliğin cezalandırma, ihmal veya meşguliyet bahanesiyle yok sayıldığı evliliklerde erkek, ruhsal olarak çöker. Bu çöküş; öfke patlamalarına, içine kapanmaya veya ne yazık ki duygusal/fiziksel sadakatsizliklere kapı aralar.
“Anne ve Baba” Olurken “Karı ve Koca” Olmayı Unutmak
Toplum aileyi uzun yıllar boyunca eksik bir formülle tanımladı: “Anne, baba ve çocuk.” Bu tanım kutsal görünse de evliliklerin altını oyan sessiz bir zehirdir.
Doğru Formül Şudur: Aile; bir kadın ve bir erkeğin, bir karı ve bir kocanın, romantizm ve erotizm ekseninde bir araya gelmesiyle oluşur. Çocuklar ise bu sağlıklı, arzulu ve sevgi dolu birlikteliğin sadece birer meyvesidir.
Biz ne zaman ki aileyi sadece “anne-babalık” üzerinden tanımlamaya başladık, işte o zaman roller arzunun katili oldu.
Erkek, eşini sadece çocuklarının bakıcısı gibi görmeye başladığında içten içe: “Çocuklarımın annesine öyle arzu dolu bakılır mı?” diyerek kendi libidosunu ve erotizmini bastırır.
Kadın, kocasını sadece eve ekmek getiren bir figür olarak kodladığında: “Evin babası geldi” der ve kadındalık enerjisini rafa kaldırır.
İşte tam o noktada, o kutsal yatak odalarından romantizm de erotizm de sahneden çekilir. Geriye sadece faturaları ödeyen, çocuk büyüten, aynı evde yaşayan iki yabancının “rolleri” kalır.
Roller Evliliği Kurtarmaz, Aile Arzu İle Ayakta Kalır
Bir evi ayakta tutan şey sadece temizlik, yemek, para veya çocukların okul taksitleri değildir. İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Doğanın bize sunduğu fitoterapötik elementler ve şifalı bitkiler bile erkeğin ve kadının hormonal dengesini, yani yaşam enerjisini (libidoyu) korumak üzere evrilmiştir. Doğa bile arzulamanın ve çoğalmanın arkasındaki o muazzam çekim gücünü desteklerken, insanın kendi yarattığı modern rollerle bu enerjiyi hapsetmesi kabul edilemez.
Rollerle sadece bir şirket yönetilir, aile kurulmaz.
Bir aileyi, iki insanı birbirine kördüğümle bağlayan asıl harç arzu ve tutkudur. Eşlerin birbirini sadece birer ebeveyn olarak değil, sarsılmaz birer cinsel partner olarak görmesi evliliğin bağışıklık sistemidir.
Sonuç: Evcilik Oyununu Bitirin
Eğer yuvanızın bir görevler silsilesine dönüştüğünü, yatak odanızın sadece uyumak için kullanılan birer soğuk odaya evrildiğini hissediyorsanız, orada tehlike çanları çalıyor demektir. Kimsenin konuşmadığı bu gizli yarayı iyileştirmenin ilk adımı, maskeleri düşürmektir.
Çocuklarınızın anne ve babası olmadan önce, birbirinizin sevgilisi ve eşi olduğunuzu hatırlayın. Unutmayın; sağlıklı bir toplum, görev bilinciyle robotlaşmış evliliklerden değil, tutku ve aşkla birbirine bağlı mutlu çiftlerin kurduğu yuvalardan doğar.