Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü tarımın ve çiftçiliğin önemini açıklar niteliktedir,
“Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür.”
Oku/mayın
Manifestomdur!!!!!!
OKU/mayın !!!!
Çiftçiyi “3 ay çalışıyor 9 ay yatıyor”, “Yeni traktör alıyor”, “Bilmem nasıl cep telefonu kullanıyor” diye eleştirmeden, çektiği sıkıntıları anlattığında “Aç gözlü”, “Hain” vb gibi yaftalamadan önce bir düşünün istedim.

Çiftçilik bir meslek değidir. BİR YAŞAM BİÇİMİDİR.
Diğer meslek dallarının çoğunda mesai saati mefhumu vardır.
Çiftçilikte ise bunu kesinlikle uygulayamazsınız.
Esnaf dükkânı kapattı mı, Memur-işçi mesaiyi bitirdi mi evine gider, anne olur, baba olur. Mesleğinden sıyrılır. Çiftçi tarlayı sürdü mü eve gelir, fakat işi bitmemiştir, traktörün-alet ekipmanın bakımı, hayvanların bakımı devam eder. Mesleği her gün her saat üzerindedir. Bakım yapmazsa ertesi gün işini de yapamaz.

Tarla tava gelmişse sürmek zorundadır. Bunun günü, saati, bayramı, tatili olmaz. Çünkü tav kaçarsa belki 1 ay tarlaya giremeyebilir. Ekim dönemini kaçırabilir. Toprak tavlıysa gece ya da gündüz fark etmez orası işlenir. Hayvanı varsa bu gün tatil deyip saat 12 ye kadar yatamaz. O kapı sabahın köründe açılır, hayvan yemlenir, sulanır, altı temizlenir. 365 gün sektirmeden yapılır bu iş.
Traktör kullanmayı bilen insandır.
Traktör kullanmak derken, bu otomobil ya da kamyon kullanmak gibi birşey değildir. Çünkü traktör sadece tek başına ya da sadece arkada römorkla kullanılan bir araç değildir. Tohum ekme makinesi, gübre dağıtma makinesi, ilaç atma makinesi gibi kullanımı kalibrasyon ve dikkat gerektiren aletleri, bunların yanında pulluk, dipkazan, tırmık, ara çapalama makineleri gibi bir çok ekipmanı da ustalıkla kullanabilen kişidir.
“Toprak ne zaman, hangi aletle işlenir, hangi tohum ne derinliğe, hangi dönem ekilir, hangi bitki ne zaman sulanır, bakım işlemleri nelerdir?” sorularına cevap verebilecek kişidir.
Ki bunların her biri ayrı ustalık, bilgi ve tecrübe gerektirir. Öyle cart diye 3 aylık meslek edindirme kursuyla çiftçi olamaz bir Allah’ın kulu… Forklift için operatörlük(yıllarca forklift eğitmen ligi yaptım) gerekirken bu kadar komplike alet ve makineleri kullanmayı bilen çiftçiler için böyle bir gereklilik hiç kimse düşünmez. Çünkü adam zaten yapıyor.

Hepsinde çiftçeker, kabinli, klimalı bilmemkaçbinliralık traktör var diye. Doğrudur arazi miktarına göre ihtiyacından fazla, güçlü ya da pahalı traktör almak hatalıdır bu ayrı bir konu, ayrıca işlemek lazım. Burada bahsetmek istediğim işin bu yönü değil, çiftçiye biçilen, layık görülen değer ve yaşam şartlarıdır.
Traktör bir iş makinesidir, bu iş soğukta ve sıcakta, açık havada, zor şartlarda yapılmaktadır. 100 dekar kendi malı arazi işleyen bir çiftçi Trakya şartlarında yaklaşık 2.000.000 TL gayrimenkul ve en az 300.000 TL lik makine-alet-ekipman yatırımı ile ve en az 30.000 TL yıllık amortisman ile bu işi yapabilmektedir. Buna yıllık ekim, dikim, sigorta, bağkur, tamir-bakım giderleri vb. yıllık masrafları eklediğinizde işin yükü ortaya çıkmaktadır.
Çiftçiyi traktörü yüzünden eleştirenler kendi durumlarına baksınlar. Yatırım ve sermayeleri çiftçinin 10 da biri bile değilken evden işe toplu taşıma ile gitmek yerine kendileri 300-400.000 liralık otomobillere (Ki birçok şehirde ihtiyaç değil tamamıyla lüks harcamadır. Toplu taşıma ile ulaşılamayacak yer yoktur şehirlerde) gitmektedirler.
Kendine lüks için hak gördüğü refahı, konforu çiftçiye çok gören zihniyetin yaptığı eleştiri kısmen ya da tamamen doğru olsa dahi, çiftçinin aklına “Dinime küfreden Müslüman olsa” sözünü getirmekten başka işe yaramıyor…
Uzun zamandır çiftçi ana sermayesinden tüketerek yaşamaktadır, maalesef kazandığından değil. O sebeple acilen konu ele alınmalı, durum yöneticilere yalakaları tarafından değil, konu uzmanı dürüst insanlar tarafından anlatılmalıdır…
Not: Çiftçi arkadaşlar için değil bu yazım. Çiftçilikle alakası olmadan sadece körü körüne çiftçiyi eleştirenlere ve emekli maaşı desteğiyle bir miktar çiftçilik yapıp kazanıyorum sananlaradır.

Bekâra boşanmak kolay. Şehirde yaşayanların çoğu yakınıyor “trafik, kalabalık, hava kirliliği vs. diye”, ama çoğu yakındığıyla kalıyor. Şehrin “alıştığı” konforunu bırakmak istemiyor. Aynı zamanda, köyler boşalmasın, köylü şehire yığılmasın da diyebiliyor.
Fakat,
1- Çağ iletişim çağı, 50 yıl öncesinde değiliz, köylü, gidemese dahi internetten, TV den görüyor şehirde elinin altında olacak imkanları.
Köylü insan değil mi? Köyde mahrumiyet yaşamaktansa şehire giderim 8 saat çalışır mesaiyi bitirince de kalan 16 saat benim olur diye düşünüyor. Çünkü köyde hiçbir zaman günün 16 saati size kalmaz. Oturduğun yerden “köylü sebzesini kendi üretsin, sütünü, yumurtasını, etini kendi üretsin” demek kolay. Başta dedik ya bekara boşanmak kolay diye. Ahırda 1 ineğin varsa, kümeste 1 tavuğun varsa o köyden 1 gün dahi çıkamazsın “eğer küçük çiftçiysen”.
2- Köylü girdi maliyetlerine de ürettiği ürünün satış fiyatına da etki edemiyor. Yani gelecek sezon üretim için yapması gerekecek harcamayı ve sezon sonu eline kaç para geçeceğini hesaplayamıyor. Bu çok büyük bir bilinmezlik ve stres faktörüdür. “Şu fiyata üretirsem bu fiyata satarım, bu kadar da kâr ederim.” in hesabını yapamıyor kısacası. Aynı zamanda iklim şartları etkisiyle zaten en iyi bakımı yapsa bile elde edeceği ürün miktarı da değişiyor. Bu kadar belirsizlik de çok fazla ve dinlenmesi gereken zamanda bu belirsizliklerin yarattığı stres faktörüyle boğuşuyor.
Maaşlı ise öyle değil. Sonuçta az da kazansa çok ta kazansa bir standardı var. Ayağını yorganına göre uzatabiliyor. Çiftçinin ise yorganı maalesef bir yıl uzarsa iki yıl kısalıyor, boyu sabit değil.
İnsan konfor ister. Gezmek, görmek ister, tatil yapmak ister, çocuğunun iyi eğitim almasını ister, akşam işi bitince eşiyle beraber çıkıp gezinmek, sinemaya, çarşıya inmek ister. Hesabını yapabilmek, geleceğini planlayabilmek, belirsizlik yaşamamak ister.
Yani biraz da olsa işini unutup kafa dinlemek, rahatlamak ister. Köylerin bu imkanlara kavuşması ya da köylünün bunlara kolayca ulaşması sağlanmadıkça köyler boşalmaya mahkûmdur.
1. HADDİMİZİ BİLMELİYİZ.
Çok verimli tarlaları olan, kendine yetme ihtimali olan, her yerinden sulama suyu fışkıran bir ülke DEĞİLİZ…
Nüfus 50 milyonken, nüfusun yarıya yakını köyde yaşıyorken ve avokado, mango yemiyorkendi o.
2. HUDUDUMUZU BİLMELİYİZ
Her bölgemizde her ürünün yetişebildiği gibi saçma bir düşünce ile zaman, alan, para kaybetmemeliyiz. Birçok bölgemizde birçok ürün yetişebilir fakat verimli olmaz. Her bitki için en uygun şartlara sahip ve en yüksek verim alınabilecek bölgeler bellidir ve buna göre üretim yapılmalıdır.
3. HESABIMIZI BİLMELİYİZ.
Maliyet hesabı adam gibi yapılmalıdır. Bir taraf yüksek maliyet çıkararak yandık bittik yaygarası ile, diğer taraf ise her şey güllük gülistanlık, çiftçinin hiçbir problemi yok yaygarası ile algı oluşturarak, aksini söyleyeni ya hain-yalancı ya da yalaka-çıkarcı olmakla suçluyor. Maliyet her bölgeye ve hatta tarla-toprak yapısına göre değişir, aynı zamanda aynı tarlanın karlılığı yıllık çevre koşullarına göre her yıl değişiklik gösterir. Destek ve fiyatlarda bu etkiler göz ardı edilmeden adil hesaplama yapılmadığı sürece bu durum uzar gider.
4. ÇİFTÇİMİZİ EĞİTMELİYİZ.
5. ÇİFTÇİNİN MESLEK TANIMINI NETLEŞTİRMELİYİZ.
Çiftçi, herhangi bir serbest girişimci gibi düşünülmemeli. Gıdada dışa bağımlılık, esaretle eşanlamlıdır. Bunu engelleyen ise çiftçidir. Devlet (hükümet demiyorum, DEVLET) çiftçiyi askeri, memuru gibi görmelidir.
6. DEMOKRASİ.
Tarımda demokrasi olmaz. Herkes her istediği yere istediği ürünleri ekemez. Devlet ihtiyacı belirlemeli, ihtiyaç olan ürünler, en verimli olacakları bölgelerin çiftçilerine ürettirilmelidir. TARIMDA DEMOKRASİ OLMAZ
7. AİLE İŞLETMELERİ, (bence en önemlisi) “Küçüğü, büyüğü fark etmeksizin” önemi çok büyüktür. Sıkıntılı durumlarda “örneğin Pandemi” Tarımsal üretim yapan bir şirketin maaşlı çalışanları işi bırakabilir, üretim sekteye uğrayabilir. Aile işletmesinin çalışanları bırakabilir mi sizce? AİLE İŞLETMELERİ TEŞVİK EDİLMELİDİR
2. ve 6. maddelere örnek, 2000 yılından beri olur olmaz her yere dikilen ceviz ağaçlarıdır ki azıcık durumu bilenler, dikilenlerin yarısından fazlasının çöpe döndüğünü de bilirler. Binlerce dekar, onlarca yıl ve milyonlarca lira çöp olmuş durumdadır. Bu çöp olan alan, yıl, para ve bu hata sebebiyle kaybedilen olası verim sadece o yatırımı yapan kişinin değil, TÜM ÜLKENİN KAYBIDIR.
!!!!!Önümüzdeki 10 yıllık süreçte Özellikle savunma sanayi,, SAĞLIK VE TARIM alanlarında 1, 5, 10, 20 50 yıllık plan yap(a)mayan ulus devletler YOK OLACAKTIR… Bunlar sadece asya, afrika , ortadoğu amerika kıtalarındaki ülkeler değil …AB ülkeleride olacaktır….
Tarih Tarihten ders almayan AHMAKLAR İÇİN TEKERRÜR EDER…
TARIM.!!
Bilinçli tarım .!!
Üretim .!!
Kooperatifçilik.!!!
Kalkınma .!!!
Tarım seferberliği ![]()
ülkelerde kıtlık baş gösterecek. Çekirge sürüleri tarımı yok edecek. Karıncalar talayacak, her yeri bir tek yeşil, bırakmayacak. Doğayı bozdular, iklimi bozdular, besinleri bozdular. Her şeyin genetiğini değiştirdiler. Toprağı zehirlediler. Dünyayı cehenneme çevirdiler . Fakat yine de kaybedecekler. Tabii ki biz;
Tarımı Bilinçli
Üretimi tembelliğe kapılmadan, bıkmadan, yeter bu kadar çalışmak demeden,
Kooperatifçiliği şahsi çıkarları öne çıkarmak yerine birlikte kazanmayı hedefleyerek,
Her alanda seferberlik mantığı ile yaparsak başaracağız…
Sonrasında Kalkınma zaten kendi ayaklarıyla gelecektir.
Bilinçli tarım seferberliği için geç kaldık belki ama halen çaresiz değiliz…
Bu millet ne şartlar altında, ne cenderelerden geçerek bu günlere geldi ve halâ hayatta, sadece biraz benliğinden uzaklaştı, biraz gaflet uykusunda. UYANDIRMAMIZ LAZIM!!!
Gece uyuyamayanlarin gündüze sığmayan acıları vardır
1
Diyarbakır’da Tıbbın Dünü ve Bugünü Buluştu: “Köklerden Göklere”
292 kez okundu
2
Etnobotanikçi Mehmet Karataş’tan Bir Başvuru Eseri: “Köklerden Göklere”
163 kez okundu
3
Bütünsel Sağlık ve Bilgi Pınarı: Uzman İsim Mehmet Karataş’ın Yeni Web Sitesi Yayında!
144 kez okundu
4
Dağ Adamıyla Doğanın Şifresini Çözün, Başvuru Formu
124 kez okundu
5
Şifa Dogadadır Doga İyileştirir
63 kez okundu